TÜRK-İŞ’İN SEÇİMİ
1952 yılında Türkiye´nin ilk işçi konfederasyonu olarak kurulan Türkİş´in 21. Olağan Genel Kurulu bugün başlıyor.
1952 yılında Türkiye’nin ilk işçi konfederasyonu olarak kurulan Türkİş’in 21. Olağan Genel Kurulu bugün başlıyor. Sendikaların ve sendikal hareketin içinde bulunduğu durumun çeşitli yönleriyle sorgulandığı bir dönemde toplanan Türk-İş Genel Kurulu, "Nasıl bir Türk-İş?" tartışmaları eşliğinde yapılıyor.
Türk-İş, uzun bir sürecin ve karmaşık ilişkilerin etkisiyle kuruldu. Türk-İş‘in sendikal çizgisinin oluşmasında, Amerikan sendikacılığını tanımlayan "ücret ve meslek sendikacılığı" fikri belirleyiciydi. Özellikle ilk yıllarında Türk-İş‘e asıl rengini veren işçi hakları değil, "milliyetçi", "antikomünist" tutumlar ve politikalar oldu. Bu anlamda Türkiye’nin ilk işçi konfederasyonu, işçilerin hak ve çıkarlarını kazanmak ve korumak için mücadele eden bir işçi örgütü olmaktan çok, devletin işçiler içindeki "temsilcisi" ya da "uzantısı" olarak görüldü ya da bu amaçla kullanılmak istendi.
1960’lı yıllara kadar CHP ve Demokrat Parti arasındaki iktidar kavgasında Türk-İş‘in takındığı tutum, sonraki yıllardaki gelişiminde de büyük ölçüde belirleyici oldu. CHP’nin, iktidarı döneminde, DP’ye yakın sendikalar baskı altına alındı ve kapatıldı. Aynı şekilde DP iktidarında CHP’ye yakın sendikalara yönelik baskı ve kapatmalar yaşandı. Bu nedenle o yıllardan itibaren Türk-İş‘in hükümetler karşısındaki tutumu, genellikle iktidar partilerine yakın, en azından onlara paralel tutumlar almasını beraberinde getirdi. Türk-İş‘in genellikle işçilerin sınıf örgütü olarak hareket etmek yerine, dönem dönem işçi sınıfının çıkarlarıyla taban tabana zıt tutum ve davranışlar içine girmesi, sürekli tartışılan ve eleştirilen bir örgüt olmasını beraberinde getirdi. Özellikle kuruluş ve gelişme dönemlerinde, devlet kurumlarında örgütlü olmasının da etkisiyle, işçiler arasında resmi ideolojinin temsilcisi olma özelliğini hiç kaybetmedi.
Türk-İş tabanının ağırlıklı olarak kamu işçilerinden oluşması, hükümetlerle girdiği içli dışlı ilişkilerin 1980 sonrasında daha da yoğunlaşmasını beraberinde getirdi. Ancak 1987’den itibaren durum değişmeye başladı. Önce 1989 Bahar Eylemleri ile başlayan uyanış, dönemin Türk-İş bürokrasisini kitlesel eylem kararları almaya zorladı. Daha sonra özellikle 1994-1996 yılları arasında yapılan kitlesel eylemler, tabanın ve illerde kurulan şubeler platformlarının, işçilerin hükümetle sık sık karşı karşıya gelmesini sağladı. Türkİş üyesi işçiler, üst yönetimi de zorlayarak yaptıkları eylemlerle, hükümetlere pek çok konuda geri adım attırdılar.
Türk-İş, 2000’li yıllardan itibaren hükümetlerle yakın ilişkilerini sürdürürken, toplu sözleşme dönemlerinde benimsediği "Kapalı kapılar ardında çözme" tavrı nedeniyle hep eleştirildi. Bu durumdan cesaret alan hükümetler, kısa sürede büyük özelleştirmeler yaptı. KİT’lerde çalışan işçi sayısı son yirmi yılda 700 binden 150 bine kadar geriledi. Buna paralel olarak Türk-İş‘in hem üye sayısı hızla azaldı, hem de her şeye rağmen hükümetler karşısındaki caydırıcı gücünden eser kalmadı.
Türk-İş‘in benimsediği ve sendikal hareket içinde hâlâ belli bir ağırlığı olan "partiler üstü" politika, özünde işçi sınıfının değil, dolaylı yollardan da olsa, onun tam karşıtı olan sermayenin çıkarlarını savunmanın somut göstergesi oldu. Sırf bu yaklaşım nedeniyle, Türkiye’de sendikal hareketin tarihi, aynı zamanda örgütlü işçilerin kendi sınıf siyasetinden uzak tutulmasının, işçi sınıfının sermayeden, devletten ve sermaye partilerinden bağımsız olarak örgütlenmesini büyük ölçüde engelledi.
Türk-İş ile birlikte anılan, fakat çok sayıda sendika ve konfederasyon tarafından değişik biçim ve uygulamalarla benimsenen "partiler üstü" politikanın bugüne kadar oluşturduğu pratiğin daha fazla sürdürülebilmesi mümkün görünmüyor. İşçi sınıfının çıkarları için mücadele etmek yerine, tüm çerçevesini sermayenin çizdiği "sosyal diyalog" ya da başka adlar altında gerçekleştirilen "iş birliği" biçimlerinin işçi haklarını ve Türk-İş‘i bitirmeyi hedeflediği çok açık.
Yaşanan tüm olumsuzluklara karşın gerek Türk-İş, gerekse sendikal hareket için elbette bir çıkış yolu var. Burada önemli olan girilen yanlış yoldan çıkılması, sendikaları yeniden mücadeleci, kitlesel sınıf örgütleri haline getirmek için somut adımlar atılması. Sendikal Güç Birliği Platformu, cesaretle ortaya koyduğu ilkeler ve hedefleri ile bu anlamda önemli bir adım attı. 21. Genel Kurul’un sonucu ne olursa olsun, atılan bu önemli adımı aşağıdan yukarıya doğru daha da güçlendirmek ve yaygınlaştırmak, önümüzdeki dönem yaşanacak kapsamlı saldırılara karşı her yönden hazırlıklı olmak gerekiyor.